NELER OLUYOR BİZE ?……(1)“DİLENEN TÜRKİYE“ DOSYASI… NELER OLUYOR BİZE?.. ANKARA TİCARET ODASI (ATO) TÜRKİYE’NIN SOSYAL YARALARINI KONU ALAN, VE BUGÜNDEN İTİBARET HERGÜN BİR TANESİ AÇIKLANACAK OLAN NELER OLUYOR BİZE?”ADI ALTINDA DÖRT BÖLÜMLÜK BİR DİZİ RAPOR HAZIRLADI. RAPOR SERİSİNİN BUGÜN AÇIKLANAN BİRİNCİ BÖLÜMÜNÜ“ DİLENEN TÜRKIYE DOSYASI OLUŞTURUYOR. ATO’NUN “DİLENEN TÜRKİYE DOSYASI” NA GÖRE TÜRKİYE’DE DİLENCİ SAYISI YAKLAŞIK 50 BİNE ULAŞMIŞ DURUMDA. BUNA GÖRE HER 1.400 KİŞİYE BİR DİLENCİ DÜŞÜYOR AYLIK ORTALAMA KAZANÇLARI, 750 MİLYON İLE BİR MİLYAR LİRA ARASINDA DEĞİŞİYOR. SEKTÖRDE BİR YILDA YARIM KATRİLYON LİRA DÖNÜYOR BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ, DİLENCİ MAFYASININ KONTROL ETTİĞİ BU PARALAR, HER TÜRLÜ KİRLİ İŞLER İÇİN FİNANSMAN KAYNAĞI OLUYOR.
BÖYLESINE KARLI BIR SEKTÖRE UYGUN İNSANİ BULMAK İÇİN DE, AKLA HAYALE GELMEYECEK İNSANLIK DIŞI YÖNTEMLER UYGULANARAK, SAKATLAR ORDUSU YARATILIYOR.
ATO BAŞKANI AYGÜN:” ALLAH RIZASI İÇİN İSTENİRDİ, ŞİMDİ MAFYA RIZASI İÇİN İSTENİYOR
ÖNCE “DİLENEN DEVLET” OLMAKTAN KURTULMALIYIZ.
Ankara Ticaret Odası (ATO) Türkiye’nin sosyal yaralarını konu alan, ve bugünden itibaret hergün bir tanesi açıklanacak olan “Neler oluyor bize?” adı altında dört bölümlük bir dizi rapor hazırladı. Rapor serisinin bugün açıklanan birinci bölümünü“Dilenen Türkiye Dosyası” oluşturuyor.
Türkiye’de bir kanayan yara haline gelen “dilencilik” Ankara Ticaret Odası (ATO)’nın “Neler Oluyor Bize?” adlı son raporunun ilk dosyasına konu oldu. “Dilencilik Dosyası” adını taşıyan çalışmaya göre Türkiye’de dilenci sayısı yaklaşık 50 bine ulaşmış durumda. Buna göre her 1.400 kişiye bir dilenci düşüyor…
Dosyaya göre her bir dilencinin aylık ortalama kazancı 750 milyon ile 1 milyar lira arasında değişiyor. Dilencilik sektöründe bir yılda dönen para ise yarım katrilyon lirayı aşıyor. Ancak bu paraların büyük bölümü dilencilerin cebine gitmiyor. Dilenci mafyalarının kontrol ettiği bu paralar, her türlü kirli işler için finansman kaynağı oluyor.
MABEDLERİ BÜYÜK ŞEHİRLER
İstanbul’da, Ramazan ayları hariç 15 bine yaklaşan dilenci bulunuyor. Her ilde olduğu gibi Ramazan ayında İstanbul’daki dilenci sayısı yüzde 50’lere varan artışlar gösteriyor.
Resmi verilere dayanılarak hazırlanan rapora göre geçen yıl yalnızca İstanbul’da, 2 bin 217 kadın, bin 525 çocuk ve 938 erkek dilenci olmak üzere toplam 4 bin 680 dilenci yakalanmış. Bu yılın ilk altı ayında ise 2 bin 340 dilenci toplanmış.
Başkent Ankara ise İstanbul’a göre daha şanslı. Ankara’nın dilenci popülasyonu, Ramazan ve diğer dini dönemler hariç, 3 bini aşmıyor. Ankara’da her gün 20 kadar dilenci zabıta ekipleri tarafından yasal işleme tabi tutuluyor.
Ankara’nın en büyük kabusu “Osmaniye Grubu”. Çünkü bu grup, koloni halinde dönem dönem Ankara’yı istila ediyor ve dilenci terörü estiriyor. İzmir’de ise bu sayının bin 500’ler civarında olduğu belirtiliyor.
SADAKA ALDIĞI MEMURDAN ÇOK KAZANIYOR
Rapora göre dilenciler, günde ortalama en az 20-30 milyon lira kazanıyor. İşin inceliklerini bilen bir dilenci bu rakamın çok üstüne çıkabiliyor. Yani ortalama bir dilenci bile, aylık 750 ila 1 milyar liralık gelirle, işçi ve memur maaşlarının çoğunu solluyor. Ramazan ayında bu para miktarı, iki katına kadar çıkıyor. 5O bin kişilik dilenci ordusunun elde ettiği gelir ise inanılmaz boyutlarda…
Allah rızası için verilen bir kaç bin lira, balyalar halinde dilenci mafyasının eline geçiyor. Mafyaya bağlı olmayan, yani bu işi meslek haline getiren bazı dilencilerin birden fazla evinin olması, kredi kartı kullanması, üzerlerinden yüklüce paraların çıkması da, işin traji-komik yanı…
Mersin’de dilenen ve iki yıl önce yaşamını yitiren bir dilencinin evinden 2 kilo altın bulunması, bu çarpıklığın en güzel örneklerinden biri…
EN UYGUN DİLENME MEKANLARI
Rapora göre cami, türbe, mezarlık gibi dini duyguların sömürüleceği yerler, dilencilerin en gözde mekanları. Bu mekanları lokantalar, nikah salonları, hastaneler, otoparkları, otobüs ve tren garları, limanlar, pazar yerleri, taşıt trafiğinin yoğun olduğu kavşaklar, alt ve üst geçitler, meydanlar, otobüs durakları, alış veriş merkezleri, kısacası günlük hayatımızın en vazgeçilmez yerleri izliyor.
Dilenilen mekanlar, dilenci mafyası tarafından parsellenmiş durumda. Her dilenci kendi alanında dilenmek zorunda. Mekan ihlali halinde ölüm ve yaralamalara neden olan büyük kavgalar çıkıyor.
DİLENMEDE PRİME TİME ZAMANLAR
Rapora göre cuma ve bayram namazları çıkışları, hasılat açısından dilenciler için en karlı günler. Ramazan boyunca ise, küçük bir servet sayılabilecek kadar para hemen her gün ve saatte toparlanabiliyor. Bunlar dilencilerin “kutsal” günleri…
Yemek saatlerinde lokanta ve cafe benzeri yerlerin önleri yemek saatlerinde tercih ediliyor. Mesai çıkış saatleri, öğle tatilleri, nikah, sünnet düğünlerinin yapıldığı anlar da, dilencilerin en rağbet ettiği “Prime Time” zaman dilimleri.
DİLENME YÖNTEMLERİ
Rapora göre dilenmenin ABC’sinde el açma, çeşitli hastalıklar ile ilgili raporla gezme, sağır-dilsiz tabelası taşıma gibi yöntemler bulunuyor. Dilenilen kişinin, yaşı, dış görünümü, cinsiyeti göz önünde bulundurularak dilenme taktikleri uygulanıyor.
Allah rızası için bu fakire bir sadaka”, “Allah işini rast getirsin”, “Allah sevdiğine kavuştursun”, “Allah evladını sana bağışlasın”, “Allah günahlarını affetsin” vs. gibi dilenme cümleleri, dilenme jargonunda önemli bir yer tutuyor. Ama, dua adına ne dilenirse dilensin, her cümlenin başına mutlaka bir “Allah” konduruluyor.
Çocuk, dilencilikte en çok getiri sağlayan bir obje olarak sıklıkla kullanılıyor. Çok küçük yaşta, üstü başı yırtık, kirli pasaklı çocuklar vitrine konularak, halkın acıma duygusu kaşındıkca kaşınıyor.
Bazen saçları kazıtılan bir çocuğa, maske takıp, pijama, terlik giydiriliyor ve uydurma bir raporla, sanki lösemi hastasıymış gibi gösteriliyor, bazen kalabalık yerlerde sara hastası gibi krize giriliyor. Ama her iki yöntemde de kurbanlar sahte ilaç reçeteleri ile kandırılıyor.
Rapora göre kalabalık kavşaklarda araba camı silmek, kalem, kağıt mendil, yara bandı gibi şeyler satmak, dilenciliğin bir başka türü. Diğerlerinden farkı ise (dilenmiyorum, çalışıyorum) imajı vermek. Buna karşılık vatandaşlar, aldıkları bu nesnelere, değerinden kat kat fazla para ödüyor ama karşılığında küçük de olsa bir mal ya da hizmet aldığı için içi rahat ediyor.
Düğün ve sünnet konvoylarındaki araçların önünü, hiçbir hayati kaygı duymadan kesen çocuk dilenciler ise tam bir kabus ortamı yaratıyor. Araçların kaputlarına ve kapı kollarına tutunarak dilenen bu çocuklar para almadan, konvoyun önünü asla açmıyor. Düğünlerde adet olduğu için yeni evliler de evlilikleri şerefine bolca para veriyor.
MAFYATİK YÖNTEMLER
Rapora göre dilenciler genellikle boş arazilere kurulan derme çatma çadır ve barakalarda göçer guruplar halinde yaşıyor. İşte dilencilik mafyası, sabah erken saatlerde, dilencileri buralardan topluyor. Dilenciler, arabalarla parsellenen noktalara dağıtılıyor. Dilenme süresi boyunca dilenciler, bu kişiler tarafından sürekli kontrol altında tutulur.
Dilendiren ve dilenen arasında adeta bir emir komuta zinciri oluşmuş. Emirler harfiyen yerine getiriliyor, (emrin başım üstüne) deniyor. Bu noktada insanın aklına hemen şu soru geliyor: (Dilenci paranın tamamını cebine atmıyor mu?) Yapamıyor, çünkü dilencinin topladığı paranın çok azını bile gizlemesi, en büyük cezayı gerektiriyor.
ÇOCUKLAR SAKAT BIRAKILIYOR-
Dilenci mafyasının adı çok sık çocuk kaçırma olaylarına karışıyor. Kaçırılan çocuklar, sakat bırakılıyor, ilerleyen yaşlarında dilendiriliyor. Bunun için çeşitli yöntemler uygulanıyor. Örneğin, kollarına, bacaklarına ya da görünür yerlere sarımsak bağlanıyor. Günlerce deri üzerinde bırakılan sarımsak korkunç bir yara ve görüntüye neden oluyor. Daha sonra bu yaranın üzerine çeşitli ilaçlar sürülerek, yaranın uzun süre kalması sağlanıyor.
Henüz kemik gelişimi sağlanmadan, çok küçük yaştaki çocukların kıkırdakları üzerine baskılar yapılarak, bedensel deformasyon yaratılıyor. Kol veya bacaklar kırılıp, kemiklerin yanlış kaynatılması gibi insanlık dışı yöntemler de kullanılıyor. Çocuk dilenciler, ne zaman ve hangi yöntemlerle sakat bırakıldıklarını çoğu kez hatırlamıyor bile.
Rapora göre çocuklar cinsel taciz başta olmak üzere her türlü işkenceye maruz bırakılıyor. Doğal olarak bu çocukların ilerleyen yaşlarda toplumdan öç alma duyguları en üst düzeye çıkıyor, adeta birer suç makinesi haline dönüşüyor.
KİRALIK ÇOCUK DİLENCİLER
Rapora göre dilencilik mafyası, eleman bulamadığı özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yoksul ailelerden, aylık 200-250 milyon liraya çocuk kiralıyor. Felçli ve engelli çocukların kirası iki katına çıkabiliyor. Sefalet ve perişanlık içinde yaşayan ve sık sık cinsel tacize uğrayan bu çocuklar, istenilen hasılatı toplamadıkları takdirde, işkence dahil her türlü şiddete maruz kalıyor. Öldürülme korkusu içindeki çok küçük yaştaki bu çocuklar, gerekli hasılatı toplamak için gasp, hırsızlık gibi her türlü yasal olmayan yola başvurmak zorunda kalıyor.
DİLENCİ İSTİLASI
Dilenciler, yalnızca büyük illeri değil, küçük- büyük gruplar halinde Türkiye’nin dört bir yanını işgal etmiş durumda. İşte, 2004 yılının ilk yarısındaki dilencilerle ilgili haberlerden bazıları:
4 Temmuz 2004- Kış mevsiminin ardından hava sıcaklıklarının yükselmesi ile birlikte Erzurum’daki dilenci sayısı da arttı.
30 Haziran 2004- Çanakkale’de bir dilencinin üzerinden günlük hasılat olarak 75 milyon lira çıktı.
18 Haziran 2004- Van’da zabıta ekipleri tarafından Cuma namazı saatinde, cami önlerindeki dilencilere yönelik operasyon düzenlendi.
17 Haziran 2004- Antalya’nın Manavgat İlçesi, turizm sezonunun başlamasıyla birlikte, dilencilerin akınına uğramaya başladı.
21 Mayıs 2004- Balıkesir’de, baygın numarası yapıp kendisini acındırarak vatandaşlardan para toplamak isteyen kadın, karakola götürüleceğini duyunca hemen ayıldı.
17 Mayıs 2004- Saraybahçe Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, İzmit sokaklarında gerçekleştirdikleri dilenci operasyonunda zor anlar yaşadı.
13 Mayıs 2004- Muş’ta dilenci kılığında girdikleri evde hırsızlık yapan üç kişi tutuklandı.
04 Mayıs 2004- Samsun’da 4 dilenci polis tarafından gözaltına alındı.
16 Nisan 2004- Afyon Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, düzenledikleri operasyonla 25 dilenci yakaladı.
15 Nisan 2004- Bursa’nın İnegöl İlçesi’nde duygu sömürüsü yaparak dilenen 25 kişi zabıtalarca yakalandı.
28 Şubat 2004- Adıyaman’da zabıta ekipleri cami önlerindeki dilenciler için operasyon düzenledi.
20 Şubat 2004- Erzincan’da vatandaşların insani duygularını istismar ederek dilencilik yapanlar gün geçtikçe artıyor.
19 Ocak 2004- Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri merkezdeki dilencileri toplayarak şehir dışına çıkardı.
17 Ocak 2004- Trabzon Belediyesi zabıta ekiplerinin yaptığı operasyonda ikisi Azerbaycan uyruklu olmak üzere 30 kişiyi dilenirken yakalandı.
YAKALANIP BIRAKILIYORLAR
Rapora göre araç-gereç, personel açısından yetersiz olan zabıtanın dilencilikle mücadelesi başarılı olamıyor. Çoğu kez dilencilerin nüfus kağıdı olmadığı için kimlik tespiti bile yapılamıyor. Zabıtalarca dilenci toplama merkezlerine getirilen dilencilere, üst araması yapıldıktan sonra Belediye Zabıta Yönetmeliği’ne göre peşin para cezası uygulanıyor. Kimlik bilgileri, yakalandıkları yer ve dilenme yöntemlerinin işlendiği “yakalama zabıt varakası” tanzim edilen dilenciler, 111 milyon 404 bin liralık para cezasına çarptırılıyor.
Küçük yaşlardaki çocukları dilendiren aileler hakkında tutanak düzenlenerek, bu kişiler savcılıklara sevk ediliyor. Ancak bu kişiler, iş yükünden bunalmış olan savcılar tarafından çoğu kez 24 saat sonra serbest bırakılıyor.
Dilenci toplama ve sevk merkezlerinin en görünen yerlerine asılan ve 1896 tarihli “Teseülün Men’ine Dair Nizamname” bile bu sektörün köklü tarihini ortaya koymaya yetiyor. Türk Ceza Kanunu’nda, dilenciler ve dilendirenler ile ilgili verilecek cezalar ise padışah fermanlarındaki dili aratmıyor:
Her kim, çalışmaya muktedir olduğu halde dilencilik ederken tutulursa bir haftadan bir aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılır.
Her kim, 15 yaşından aşağı çocukları toplayıp dilencilik ettirir veya 15 yaşından küçük kendi çocuğunu dilendirir veya bir kimsenin dilencilikte kullanmasına müsaade ederse, 3 aydan az olmamak üzere hafif hapis cezasıyla cezalandırılır.
ATO BAŞKANI AYGÜN
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, dilenciliğin Türkiye’nin bir gerçeği olduğunu ancak, bir sektör haline gelen dilenciliğin yanlış ellerde yönetilir hale geldiğini belirterek “Eskiden Allah rızası için istenirdi, şimdi mafya rızası için isteniyor” dedi. Aygün şunları söyledi:
Dilencilik, suç şebekelerinin kolay para kazanma araçlarından biri haline geldi. Her sabah sokaklara salıverilen binlerce dilenci, akşama kadar topladıkları paraları, suç baronlarının önüne bırakıyorlar. Dilenci yine yokluk, hastalık ve sağlıksız hayat koşulları içinde çırpınmaya devam ediyor.
İhtiyacı olmadığı halde ve mafyayla bağlantısız olarak dilenenler ise, onur, haysiyet ve şereflerini ayaklar altına alarak, çok paralar kazanabiliyor.
Bu durumun biran önce önüne geçilmelidir. Dilenciliğe karşı ağırlaştırılmış cezai yaptırımlar devreye sokulmalıdır. Çünkü, Türk Ceza Kanunu’ndaki yaptırımlar son derece yetersizdir. Önlemler paketinin içinde, yalnızca inzibati tedbirlerin olması, bu hastalıklı yapıyı defetmeye yetmeyecektir. Yoksulluk ve cehalet yenilmez ise dilenci ordusu, her geçen gün katlanarak büyüyecektir…
Ama önce “Dilenen devlet” olmaktan kurtulmalıyız. Yanlış politikalar yüzünden ekonomisi tamamen dışa bağımlı hale gelen, her gün IMF, Dünya Bankası gibi kurumlara el açıp para dilenen bir ülkede, elbette ki çok sayıda dilenci olacaktır”
27 Ocak, 2008 saat 14:09
[...] karikatürün ardından şuraya da bir göz [...]